Şeker Hastalığına İyi Gelen Yiyecekler
Şeker hastalığı diğer bir adıyla diyabet dünyada fazlasıyla yaygın olan bir hastalık türüdür. Diyabet önemsenmediği ve tedavi edilmediği takdirde kör olma, böbrek yetmezliği, kalp yetmezliği gibi hastalıklara yol açabilmektedir. Bazı profesörler ise diyabetin çeşitli beslenme alışkanlıklarıyla birlikte düzene girebileceğine ve ilaç kullanmaya gerek kalmayacağını belirtiyor. Şeker hastalığı diğer bir adıyla diyabet kandaki şeker oranın normalden fazla olmasıyla birlikte ortaya çıkmaktadır. Bunu da yukarıda belirttiğimiz gibi beslenmemize dikkat ederek kontrol altında tutmak mümkündür.
Şeker hastalığına iyi gelen besin türlerinden biri olan sebzeler lifli bir yapıya sahip olduklarından kan şekerini kontrol altında tutabilmektedir. Bu sebzeler şöyle sıralanabilir; brokoli, lahana, ıspanak, turp ve karalahanadır. Bir diğer besin ise zeytinyağıdır. Her derde deva olan zeytinyağı içerisinde bulundurduğu özelliklerle hem kolesterole hem damar tıkanıklığına iyi gelmekle beraber bunun yanında şeker direncini de en aza indirerek kontrolde olmasını sağlar. Ayrıca kullanacağımız yağsız olmak şartıyla etler içerisinde bol miktarda protein bulundurduğu için ve böylelikle çeşitli kalp rahatsızlıklarını önlemek mümkün olur. Bu yağsız etler ise şöyle sıralanabilir; Somon, alabalık, sardalye, tavuk, ton balığı ve hindidir. Yine birçok hastalığın tedavisinde kullanılan sarımsak da sekerin düşmesine yardımcı olmaktadır. Yemekler de ya da tatlılarda kullandığımız tarçın ise kan şekerini düşürmede ve bununla birlikte kolesterolün düşmesine de katkı sağlıyor. Omega 3 içeren besinler ise diyabetin getireceği kötü sonuçların yani hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır.
İlgili aramalar: hangi yiyecekler şeker hastalığına iyi gelir?
Etiketler: Diyabet, diyabette beslenme, şeker hastalığı
DİABETES MELLİTUS NEDİR? DİYABETES MELLİTUSUN TARİHÇESİ
Diabetes mellitus; hiperglisemi, glikozuri, dislipidemi ve bunlara eşlik eden birçok klinik ve biyokimyasal bulgu ile seyreden metabolizmanın sistemik, kronik hastalığına verilen bir addır.
Diyabetes Mellitus ile alakalı en eski kayıtlar ne zamana dayanır?
Tarihçesi çok eskilere kadar uzanmaktadır. Şeker hastalığı ile alakalı en eski kayıtlar Milattan önce 1550'li yıllarda Mısır'da yazılmış bir papirüste (Ebers) keşfedilmiştir. Bu papirüste, şeker hastalığına benzer, sık idrara çıkma ile seyreden bir halden söz edilmektedir. Hindular'da Ayurveda'da sinek, böcek ve karıncaların birtakım insanların idrarını yaptığı yerde toplandığını tespit etmişlerdir. Şeker hastası olanların idrarının tatlı, bal gibi olduğu ve bu sebepten ötürü karıncaların, sineklerin ve başka böceklerin bu idrara toplandığını Susruta ve başka Hintli hekimler M.S. 5-6.yüzyılda farkına vararak açıklamışlar, bu hastalığın iki formu olduğunu yazmışlardır. Bir formunda hastalar zayıf ve çok uzun yaşamadan kısa bir zamanda ölmekte, başka grupta ise hastalar tombul ve daha yaşlı olarak belirtilmiştir. Bu günümüzün modern sınıflamasında belirtilen Tip 1 ve Tip 2 diabetes mellitus sınıflandırmasına çok benzemektedir.
Diabetes ve mellitus kelimelerinin anlamı nedir?
Günümüzde tıp literatüründe kullanılan, Diabetes ve Mellitus sözcükleri Yunanca akıp gitmek manasında olan dia + betes ve bal kadar tatlı manasında olan mellitus sözcüklerinden türetilmiştir.
Diabetes sözcüğü ilk kez ne zaman kullanıldı?
Diabetes sözcüğü ilk kez Anadolu topraklarında, Kapadokya'da M.S. 2. yüzyılda Arateus tarafından kullanılmıştır. Arateus şeker hastalığını idrar miktarında artma, aşırı susama, ve kilo kaybının olduğu bir hastalık olarak tanımlamıştır.
Diyabetik gangreni ilk kim tanımladı?
İbni Sina (980-1037) ilk kez ayaklarda görülmekte olan "diyabetik gangreni" tanımlayarak şeker hastalığının sinirleri bozabileceğini ilk kez açıklamıştır. Paracellus (1493-1541) diyabetli hastalara açlık kürleri uygulamış, daha sonraki yıllarda da diyabet hastalığı ve tedavisi üzerinde türlü incelemeler yapılmıştır.Şeker hastası olanların idrarının tatlı olduğu 17. yüzyılda bir İngiliz doktor olan Thomas Willis tarafından tekrar keşfedilmiştir.
Claude Bernard diyabetle ilgili neyi bulmuştur?
Claude Bernard 1813-1878 yılları içerisinde diyabetin noro-hormonal işleyişini,hastalarda şeker üretiminin çoğaldığını ve santral sinir sisteminin bozulduğunu göstermiştir. Claude Bernard idrarda görülmekte olan şekerin karaciğerde glikojen olarak depo edildiğini bulmuştur.
Langerhans adacıklarını kim bulmuştur?
Berlin'den Paul Langerhans (1847-1888) 1869 senesinde vermiş olduğu doktora tezinde pankreas bezi içerisindeki küçük hücre topluluklarını vermiştir. Bu hücre toplulukları günümüzde " Langerhans Adacıkları " olarak bilinmektedir. Edouard Laguesse de 1893 senesinde bu hücrelerin pankreas bezinin endokrin hücreleri olduğunu öne sürmüştür .
Pankreas bezinin Diyabeteki rolünü kim bulmuştur?
Oskar Minkowski (1858-1931) ve Josef von Mering (1849-1908) Strasburg'da Pankreas bezinin hayati önemini değerlendirmek amacı ile bir köpeğin pankreas bezini çıkartmışlardır. Köpekte ameliyattan sonra şeker hastalığının tipik belirtileri olan susama, çok su içme, sık idrara çıkma ve ağırlık kaybı geliştiğini izlemişlerdir.İlk kez bu araştırma, pankreas bezindeki hastalığın şeker hastalığı gelişmesine yol açtığını göstermiştir.
İnsülin ne zaman bulunmuştur?
20. yüzyılın başında Berlin'li doktor George ZUELZER; Romanya'dan Nicolas Paulesco (1869-1931) ve Amerikalı E.L.Scott ve Israel Kleiner pankreastan kan şekerini düşüren fakat saf olmayan bir çözelti elde etmişlerdir. Lakin saf olmadığından istenmeyen sonuçlar ortaya çıkarmış ve kullanılamamıştır. Yirminci yüzyılın başlangıç çağınakadar öldürücü bir hastalık olan şeker hastalığı tedavisinde Kanada Toronto üniversitesi'nden Fredirick G. Banting (1891-1941), asistanı Charles H. Best (1899-1978) biokimyacı James B. Collip (1892-1965) ve fizyolog J.J.R.Macleod (1876-1935) ortak çalışmaları sonucu insülin'i 1921 senesinde izole etmeleri ile mühim bir mucize gerçekleşti. Banting ve Best sonrdan köpek pankreasından elde ettikleri çözeltiyi pankreası çıkartılarak diyabetik yapılmış köpeğe vermişler ve kan şekerinin düştüğünü görmüşlerdir.Collip elde edilen insülini daha da saflaştırmış, ilk kez 1 Ocak 1922 tarihinde diyabetik bir hasta olan Leonard Thompson üzerinde denenmiş ve başarılı sonuç vererek öldürücü bir hastalık olan şeker hastalığı tedavi edilmiştir. Bu olayı takiben de Eli Lilly firmasının çabaları ile insülin üretimi daha da geliştirilmiş ve 1923 senesinden başlayarak çok sık Kuzey Amerika ve Avrupa'da kullanımına başlanmıştır.
Etiketler: diabetes mellitus, Diyabet, şeker hastalığı
PANKREAS NAKLİ
Dünyada ve Türkiye’de başarılı bir şekilde yapılmakta olan pankreas nakli, şeker hastalığını tamamen silmeye yönelik bir tedavidir. Lakin zor bir ameliyattır ve pankreas nakline bağlı ölüm rizikosu %10-15 arasıdır. Buna rağmen hastaların %85’i gibi büyük bazısı bütünüyle tedavi edilmektedir. Bir grup hasta ise organ uyumsuzluğu nedeniyle tekrar diyabete döner.
İlk Pankreas nakli ne zaman yapıldı?
1966 senesinde ABD Minesota Üniversitesinde Kelly ve Lillehei tarafından yapılmıştır.Böbrek yetersizliği olan bir hastaya Böbrek nakli ile birlikte yapılmıştır. Canlı vericili pankreas nakli ise ilk kez 1979’da Sutherland tarafından yapılmıştır.
Bugüne kadar kaç kişiye pankreas nakli yapıldı?
International Pancreas Transplant Registry’nin 2004 senesi verilerine göre, 15000’i ABD’de, 6000’i ABD dışı merkezlerde (%84’ü Avrupa merkezleri) yapılmakta olan toplam 21000 pankreas nakli yapılmıştır ve her sene ortalama olarak 1900 vaka bu listeye eklenmektedir. Vakaların yüzde 75 ABD’de diğerleri başta Avrupa olmak üzere başka ülkelerdir.
Türkiye'de Pankreas nakli yapılıyor mu?
Ülkemizde Akdeniz Üniversitesi tarafından Şubat 2003- Kasım 2009 yılları içerisinde 44 hastaya pankreas nakli yapılmıştır.
Pankreas naklinin ne tür faydaları vardır?
Günümüzde İnsülin tedavisi uygulama teknikleri çok gelişmiş olmasına karşın hiçbiri pankreas nakli kadar tesirli değildir . Nakil ile hastaların yüzde 80’i bütünüyle tedavi edilmektedir. İnsülinsiz yaşam ve yaşam kalitesinin düzelmesi ve komplikasyonların engellenişi başka olumlu yönde etkilerdir.
Pankreas nakli nasıl yapılır?
Üç şekilde yapılabilir. Eşzamanlı pankreas ve böbrek nakli, önce böbrek sonra pankreas nakli, yalnız başına pankreas nakli olarak yapılabilir.
Uygulamada yöntemler arasında fark oluyor mu?
Dünyada pankreas organ nakli yapılmakta olan hastaların 1 yıllık sağ kalımı yüzde 95–98 arasındadır , 5 yıllık takipte yüzde 78 cıvarındadır ve en fazla ölüm nedeni kardiyovasküler hastalıklardır. Her üç yöntem arasında farklar vardır. En çok Eşzamanlı böbrek ve pankreas nakli uygulanır.
Pankreas nakli kimlere yapılabilir?
C-peptid düzeyleri düşük, insüline bağımlı, tür 1 diyabeti olan hastalarda. Bilhassa ciddi nefropati ya da son çağ böbrek yetmezliği var ise ve 55 yaşından küçük ise böbrek-pankreas nakli için endikasyon vardır. Pankreas adacık hücrelerinden insülin sekresyonu tükenmediği sürece, Tip 2 diyabetli hastalara genel olarak nakil düşünülmez, komplikasyon(istenmeyen durum) var oluşunda nakil düşünülebilir.
Pankreas nakli kimlere yapılamıyor?
Ameliyat esnasında risk yaratacak kalp ve akciğer hastalığı varlığı, Anjiyografi ile gösterilmiş ciddi kalp hastalığı, Geçirilmiş kalp krizi, Aktif enfeksiyon varlığı, Malignite (Kanser ) varlığı, Ciddi psikiyatrik hastalık, Aşırı şişmanlık (BMI>32 kg/m2), Alkol ya da madde bağımlılığı hallerinde nakil yapılamaz.
Pankreas naklinde organ nereye yerleştirilir?
Pankreas greftinin yerleştirilişi için sağ parakolik alan hazırlanır ve eğer böbrek nakli de yapılacak ise bunun için sol iliak fossa kullanılır.
Pankreas naklinde organın dış salgısını drenaj için ne yapmak gerekir?
Pankreas naklinde, pankreas greftindeki Onikiparmak Bağırsağı mesaneye (idrar torbası) ve ince bağırsağa bağlanmaktadır.
Pankreas naklinden sonra ne gibi komplikasyonlar(istenmeyen durumlar) olabilir?Nakildan sonra cerrahi komplikasyon(istenmeyen durum) gelişebilir, damarlarda tromboz (pıhtılaşma), enfeksiyon, pankreasın ekzokrin drenajına bağlı komplikasyonlar(istenmeyen durumlar) gelişebilir.
Pankreas naklinin ne gibi yararları vardır?
Pankreas nakli hayat kurtaran bir yöntem değildir. Diyabetin risklerini azaltarak, hayat kalitesini arttıran bir yöntemdir. Glisemik kontrol, diyaliz ve son çağ böbrek yetmezliğinin düzeltilişi ile beraber mortalite ve morbiditeyi düzeltir. Diyabete bağlı gelişen nefropatiyi (böbrek hastalığını ), otonomik ve periferik nöropatiyi (Sinir hastalığını) düzeltir. Diyabetik retinopatideki(Gözdibindeki tutulum ) lezyonların ilerleyişini engeller.nakil edilen böbrekte Şeker hastalığına bağlı tutulum görülmemektedir .
Etiketler: Diyabet, pankreas, pankreas nakli, şeker hastalığı
Diyabet Nasıl Meydana Gelir?
Vücut, devamlı olarak kanda bir miktar şekere (glukoza) gereksinim duyar. İnsülin kan dolaşımında olan glukozu hücrelere taşımakla görevlidir. İnsülin pankreas tarafı ile üretilen bir hormon. Hücrelerdeki glukoz, günlük yaşamımızı devam ettirmeyi sağlayacak enerji kaynağıdır.
Diyabet, öncelikle karbonhidratlar olmak üzere yağ ve protein metabolizmasını alakadar eden bir metabolizma hastalığıdır ve kendisini kan şekerinin devamlı yüksek oluşu ile göstermektedir. Diyabet hastalarındaki temel metabolik bozukluk, kan yoluyla taşınan glükozun(şekerin) hücrelerin içerisine girememesidir. Normal koşullarda gıdalardan elde edilen ya da karaciğerdeki depolardan kana salınan glukoz, pankraeas tarafından salgılanmakta olan İNSÜLİN hormonunun yardımıyla hücre içerisine girer ve orada yakılarak enrjiye dönüşür. Hücrelerin üzerinde değişik maddelerin girmesine müsaade edilen "kapılar" bulunur. Bu kapılar asıl olarak kilitlidirler ve uygun "anahtar" var oluşunda açılırlar. Diyabet, hücrelerin üstündeki glükoz "kapısının" açılamaması durumudur. Bu örnekten ilerlersek diyabet, anahtar fonksiyonu gören İNSÜLİN hormonu yetersizliğine ve/veya insülinin etkilediği reseptörlerin (hücre kapısında bulunan kilidin) bozukluğuna bağlı gelişmektedir.
İlgili aramalar: diyabet nasıl olur, diyabet nasıl meydana gelir, diyabet neden olur
Etiketler: Diyabet, glukoz, insülin, kandaki glukoz, şeker hastalığı
Şimdilik hayır. Ancak pankreas nakli / insulin üreten beta hücrelerinin nakli üzerinde yoğun çalışmalar yapılmaktadır. Diyabette etkili tedavi yöntemleri vardır. Eğer hekim, diyetisyen ve hemşireden oluşan sağlık ekibinizden alacağınız iyi bir tıbbi desteğe bağlı olarak kendinize iyi bakmayı bilirseniz diyabetik olmayanlar gibi aktif ve sağlıklı bir hayat sürdürebilirsiniz.
1-Tip 1 Diyabet
Tip 1 diyabetli kişilerde yeterli insülin üretimi yoktur ya da çok azdır. Tip 1 diyabetliler yaşam için elzem olan ancak kendi vücutları tarafından üretilmeyen insülini, insülin enjeksiyonu, insülin kalemi veya insülin pompası yolu ile vücuda vermek zorundadırlar. Diyabetli kişilerin % 5-10'u Tip 1 diyabetlidir.
Tip 1 diyabet, çoğunlukla çocuklar ve ergenlik çağındakilerde gelişir fakat yetişkinlerde de görülebilir. Çocuklukta en sık görülen kronik hastalıklardan birisidir. Tip 1 diyabet için risk faktörleri iyi tanımlanmamıştır. Ancak tip 1 diyabetiklerin birinci derece akrabalarında genetik ve çevresel faktörlerin hastalığı tetiklediği gösterilmiştir.
2-Tip 2 Diyabet
Tip 2 diyabetli kişilerin pankreası insülin üretir fakat üretilen insulin hedef dokularda etkili olarak kullanamazlar. Tip 2 diyabeti, Tip 1 diyabete kıyasla daha sık görülür. Diyabetli kişilerin %90'ı Tip 2 diyabetlidir.
Tip 2 diyabet, esas olarak yetişkinlerde görülmekteyse de dünyanın birçok yerinde ergenlik çağındaki grup için hızla büyük bir sorun olmaya başlamıştır. Tip 2 için risk faktörleri yaşın artışı, şişmanlık (obezite), ailede diyabet öyküsü, gebelikte iri bebek ya da diyabet öyküsü, fiziksel aktivite azlığı, bozulmuş glukoz toleransı ve ırk/etnik gruptur.
3-Gestasyonel Diyabet
Gebelik, her kadının metabolizmasına ayrı bir yük getirir. Gebeliğin getirdiği bu yük sonucunda, gebelik esnasında özellikle gebeliğin 2. yarısından sonra kan şekeri yükselebilmekte ve doğum sonrasında tekrar normal düzeyine dönmektedir.
Gebelik esnasında diyabetin ortaya çıkması durumuna gestasyonel diyabet denir. Gebe kadınların yaklaşık %3’ünde gestasyonel diyabet ortaya çıkar.
4-Pre-diyabet
Eğer bir kişinin kan şekeri düzeyi normalden yüksek olmasına karşın diyabet tanısı koymaya yeterli yükseklikte değilse bu durumda kişi pre-diabetik (gizli şeker hastası) olarak tanımlanır.
Aşırı susama, sık idrara çıkma, yorgunluk ve açıklanamayan kilo kaybı, sık görülen belirtiler olmakla birlikte hiçbir açık belirti de olmayabilir. Yukarıdaki belirtilerden biri veya birkaçı var ise vakit geçirmeden bir sağlık kuruluşuna giderek danışınız.
Tip 1 diyabetin ortaya çıkışı genelde ani ve dramatik olur aşırı susama, sık idrara çıkma, yorgunluk, beklenmeyen kilo kaybı ve tekrarlayan enfeksiyonlar gibi belirtiler olabilir.
Tip 1 diyabetin belirtileri daha az sıklıkta ama aynı biçimde Tp 2 diyabetli kişilerde de olabilir. Tip 2 diyabetin ortaya çıkışı daha yavaştır ve bu yüzden tespiti de daha zordur. Bazı Tip 2 diyabetli kişilerde hiç bir erken belirti görülmez ve başlangıçtan bir kaç yıl sonra diyabetin çeşitli komplikasyonlarının varlığıyla diyabet teşhis edilir.
Diyabetli olabileceklerini düşünen riskli kişiler , tanı için bir sağlık kurumuna danışmalıdır.
Diyabet hayat boyunca süren bir durumdur. Uygun medikal beslenme tedavisi, medikal tedavi, egzersiz ve eğitim olarak tanımlanan tedavi kriterleri olmazsa, kan şekeri kontrol altına alınamaz bunun sonucunda da komplikasyonlar (kalp ve böbrek hastalığı, körlük, iktidarsızlık ve bacakların amputasyonu) gelişir. Ancak önerilen tedaviye uygun davrananlar hiç sorunsuz, komplikasyonsuz, normal günlük yaşantılarını sağlıklı bir şekilde sürdürebilirler.
Diyabet, vücudunuzunda pankreas adlı salgı bezinin yeterli miktarda insülin hormonu üretmemesi ya da ürettiği insulin hormonunun etkili bir şekilde kullanılamaması durumun da gelişen ve ömür boyu süren bir hastalıktır. Sonuç olarak kişi, yediği besinlerden kana geçen şekeri yani glukozu kullanamaz ve kan şekeri yükselir yani hiperglisemi oluşur.
Yediğimiz besinlerin özellikle karbonhidrat içeren besinlerin çoğu vücutta enerji için kullanılmak üzere glukoza dönüştürülür. Midenin arka yüzeyinde yerleşik bir organ olan pankreas, kaslarımızın ve diğer dokuların kandan glukozu alıp enerji olarak kullanmalarını sağlayan insülin adı verilen bir hormon üretir. Besinlerle kana geçen glukoz, insülin hormonu aracılığı ile hücrelere girer. Hücreler glukozu yakıt olarak kullanır . Eğer glukoz miktarı vücudun yakıt ihtiyacından fazla ise karaciğerde (şeker deposu=glikojen), yağ dokusunda depolanır.
Diyabeti olmayan bir birey kan şekeri düzeyi açlık halinde 120 mg/dl, tokluk halinde (yemeğe başladıktan iki saat sonra) 140 mg/dl’nin üstüne çıkmaz. Açlıkta veya toklukta ölçülen kan şekeri düzeyinin bu değerlerin üstünde olması diyabetin varlığını gösterir.
Bir kişinin diyabetli olup olmadığı Açlık Kan Şekeri (AKŞ) ölçümü veya Oral Glikoz Tolerans Testi (OGTT) yapılarak saptanır. AKŞ ölçümü 100-125 mg/dl olması gizli şeker (pre-diyabet) sinyalidir. AKŞ ölçüm sonucunun 126 mg/dl veya daha fazla olması diyabetin varlığını gösterir.
OGTT’de glikozdan zengin sıvı aldıktan 2 saat sonraki kan şekeri değeri önemlidir. İkinci saat kan şekeri ölçümü 140-199 mg/dl ise gizli şeker, 200 mg/dl veya daha yüksek ise diyabet tanısı konulur.